7 Eylül 2012 Cuma

XVI.

Bazı cevaplar, bazı cevaplardan daha elzem olabilir.Aslında sadece ayakkabı ve saçlarınızla barışık olmanız yeterli.Yine de karmaşadan basitliğe, basitlikten karmaşaya düzleminden devam ederken ilk acil çıkıştan kaçma planları yapıyorsanız, ellerinde sarap şişesiyle ağzından tükürükler saçan öfkeli adamlarla karşılaşabilirsiniz pekala.

mrl mrl

vişne çürüğü lekesi çıkmıyor vişne lekesi de çıkmıyor gerçi
tek pantolonum bu üstelik saçlarım da kokuyor bugün kaldırıyorum başımı
oğlum çok sinirli bazen vuracak sanıyorum bana, anlatıyor
sıkılıyorum birşey hissetmiyorum çoğunlukla birşey hissetmiyorum yapmaz diyorum yapar mı bilmiyorum
rüyama dönüyorum, onunla değil benimle konuşmalıydın diyor ne konuşmuşum
cevap vermiyor kesiliyor rüya atlıkarınca geliyor bir kaç komik hayvan sonra çıkıyorlar kadrajdan
uyanıyorum adımı hatırlıyorum sıkılıyorum oğlum vurmaz bana sever beni
şekersiz kahveye dönüyorum.hiç sevmem şekersiz kahve midemi bulandırıyor
midem bulansın istiyorum.üşiyim biraz diyorum hani sırf sarılayım şuna diye
üşüyemiyorum, üstelik sarhoş zaten itiyor beni yataktan

Dedi ki,

-ego ilizyondur.
-ego hamallıktır.
-ego bir çeşit modadır.
-ego sonradan kör olmaktır.
-ego varlıgını varlıgıma armağan etmektir.
-ego lunaparkta kusmamaktır.
-ego çıkışı olmayan gaz kütlesidir.
-yoktur ego.

1 Eylül 2012 Cumartesi

XV.

dağıldık. bir anda. süvari bey, kaynar suların altında can verdi. gözlerindeki korkuyu görmeseydik belki bu denli panik halinde kaçışarak çalışkan ve onurlu ırkımızın adına kara çalmış olmazdık. ama hainler ketılda ısıtmış oldukları kaynar suyu üzerimize boşalttılar. şeker kavanozunun içinde olanlarımız bu kez şanslıydı. janetin titrek bacaklarıyla uyumlu ağlamaklı sesi, sırtlanmış oldukları cesetlerle uzaklaşanlarımız dahil hepimizi etkilemişti. bu gün içimizden bir şey kopmuştu. koparılmıştı. koparılmıştık. ama mecbur değişecekti herşey, herakli de bir insandı ama doğru söylüyordu. spartaküs de vardı hem. belki artıklarla yetinmeyecektik artık,  hakettiğimizi alacaktık, bilmiyorduk. iyi bir lidere ihtiyacımız vardı ve belli ki bu janet değildi.

XIV.

jesus died for somebody's sins but not mine falan bağırıyor koordinatları belirlenemiyor diller uzanıyor eller ayakkabılarını cıkarıp yürüyor nehire dogru üzerini cıkarıyor sütyenının askıları omzundan aşagı salınıyor klasik. ayak parmaklarıyla tutunuyor yeryüzüne yürüyor yürüyor yürüyor

shoot the zombies(really do)

Kendisini tekrar ediyordu ya, tek yaptığı buydu. düşünce balonları arasında gidip gelmek pahalı. hersey o kadar ucuz değil. şımarıyordu biraz, kızarıyordu sonra. kendisine övgüler düzüyordu artık neredeyse, uyaklı redifli. ucuzlaşmıştı. kanalı değiştirdi o da. kendini yermektense, nankör evlat olmamayı falan denedi. uzandı dişlenmiş bir elmaya. ama korkmamalıymışız çünkü mesafeyi seviyormuş, vıcık vıcık bir anlayıştansa. farzı misal tabi. henüz kimse neler olduğunun farkında değil pek. evet. sıkılıyor yine besbelli. kanalı değiştirsin o da artık canım..ımm ne istiyordunuz hazretleri? nasıl hissetmek istiyordunuz? iyi mi, kötü mü yoksa? bir şey mi söylediniz? ha pekala..

20 Ağustos 2012 Pazartesi

not


Şimdi bakıyorum da, dünyanızda yaşamak için çok da kalın bir hırkaya ihtiyacım yok. Hatta siz önlerde yerinizi almışken, fonu istediğim renge boyayabiliyor, pikapa sevdiğim plaklardan birini yerleştirebiliyorum. Birisi sizi istemediğinde, çektiğinizi söylediğiniz acının, sizi oyununa almayan mahalle arkadaşınıza duyduğunuz nefretle aynı şey olduğunu yüzünüze baktığımda görebiliyorum. Ama bu neredeyse cömertçe harcadığınız gözyaşlarınıza inanmadığım anlamına gelmiyor. Ama dikkatli olun. Sizi duyuyorum.