13 Ekim 2016 Perşembe

bugün

bugün yapamıyorum

ne çocuk
ne yetişkin
hiçbir şey olamıyorum

karşımda 
üflesem yıkılacak kağıttan imparatorluğum
bestesi ve güftesi şahsıma ait 

ayak bileklerimden yakalandım
ölümcül bir kuraya
işte adım okunuyor
bugün

ne samimiyim
ne de tanrı şahit
inanıyorum tek birinize

iki kulaç daha atsam 
geriye dönemem biliyorum

söz uçar yazı uçar tarih uçar
yine olmaz
yine yarım kalır
diğer yarım

dümdüz gitsem 
sert kapatsam kapıları
karışmayın
bu benim acım desem
bu benim

yine sorarsınız
zamanın ipleri kimde
zamanın ipleri kimde

zamanın ipleri yok !

21 Ekim 2013 Pazartesi

ya,


'benden bu denli nefret eden kimse olmamıştı, sana teşekkür etmeliymişim gibi geliyor, derse size biri? Sabah dişlerimizi fırçalayıp, gece yatağımızı bulabiliyoruz diye evrenin sırrını çözdük sanıyor olabiliriz, bize güvenmiyorum.

9 Ekim 2013 Çarşamba

XV

Neptünde kaybolan çocukları şişman annelerine kavuşturmakla görevli kadın, danışmadaki mesaisinin bitmesini bekliyordu.,Daha bir yıldızın üzerinden atlayacak ve güneş ışığıyla çalılşan elektrik süpürgesiyle dünyasını temizleyecekti.

9 Ağustos 2013 Cuma

xıv

Sabahın ilk ışıklarıyla birlikte sevdiğim film tamamen bilgisayarıma inmiş olacak. Şakaklarımın dansı -ki bu seferki uçtuğum için değil- son bulmuş olacak.Gülümsediğim tüm adamlar yabancı, verdiğim bütün sözler geçersiz olacak. Kahvemi hazırlarken, ellerimden birini alnıma götürüp yüzümü ekşiterek hatırladığım her şey beni hem kızdırıp hem eğlendirecek. Sürekli bir şeyler isteyip duruyorum diye sızlanan insanlara gülüp, istemenin mucizevi bir şey olduğunu söylemeye o an karar vermiş olacağım. Yapmak istediği hiç bir şey olmadığı konusunda ısrarlı bedenimi en azından yatağına dönmeye ikna edip, geçen bir kaç saate kafa tutacağım. Bye

30 Temmuz 2013 Salı

xxııı.

Sonbaharın ortalarıydı ve gözbebeklerinin şu parıltıları bir bir sönmeye başladığında, hızla aşağı dogru yuvarlanmaya başladı. KÜÇÜLDÜ, KÜÇÜldü, küçüldü ve nihayetinde toz olup dağıldı. Bu aslında güneşin istifasını bulutların ve yağmurun suratına çarpıp gitmesi kadar olağandı ama yine de hayalkırıklığı penceresinden şaşkınıkla kafasını uzattı.Şimdi zar atacağız ve şansı olan geç bir saatte girdiği evinin kapısının hemen önünde kapaklanıp hıçkırıklara boğulacak. Sesini yükseltme! Yükseltme şu siktiğimin sesini banaa! Öncesinde takip etmeyi meziyet sandığı rotayı kayıtlarından silip, bir süre kendisini salınmaya bırakacak.Havadaki toz zerrecikleri gibi. Kalp kırıklığı bu şehirdeki ihalelerin hepsini topluyor, bardağını fırlatacaksın. Hayır dramı seviyorsun sen! Kendine bir dram yaratmaya bayılıyorsun! Bardak yine de metanetle yuvarlanacak, yuvarlanacak, yuvarlanacak ve nihayetinde toz olup dağılacaktır efendim.Sonrasında havadaki toz zerrecikleri meselesini biliyoruz.

18 Temmuz 2013 Perşembe

neler oluyor

Biz daha bu cümleyi bitirmeden gökyüzünden hızla düşen kapsül kafasında kocaman bir yarık açıp kaldırımın kenarına düştü ve olan bitenden sorumlu olmadığını ispatlamak istercesine bir müddet daha yavaş yavaş yuvarlandı. Önce dizlerinin üzerine ve sonra yere düşerken,kulakları uğultudan başka bir şey duymuyordu. Saniyede yüzlerce düşüncenin geçtiği bilinci cılız bir 'neler oluyor' sorusunda asılı kaldı. Düşünmeye devam edebilseydi, soracağı o kadar çok soru olacaktı ki. Artık şanssız olduğuna mı inanması gerekecekti mesela ki kapsül gelip kafasına isabet etmişti? Gerçekten inandığı için mi burada, bu sokaktaydı? İnançları yüzünden ağır bedeller ödemesi gerekli miydi? Şayet gerekiyorsa, buna hazır mıydı? O lanet olasıca kapsül hangi elden hangi hakla fırlatılmıştı? Bir üniforma ve sikindirik bir kağıt parçasına sahip olmak insanlara, düşüncelere acı ve ölüm saçmaya nasıl oluyor da yetebiliyordu? Sorular ve cevapları hızla değer kaybederken, neredeyse sürreal denilebilecek görüntüler ve lisanını bilmediği seslerin istilası altındaki zihni bulandı durdu. Kafasından akan kan alnında ıslaklık hissi uyandırdığında buruşturduğu yüzü uzun süre öyle kalacaktı. Ölmüş olamam, dedi.-Konuşmak için dudaklarına ihtiyacı olmadı.- Ölmek bu hepsinin son bulması olmalı. Ama lan! daha önce ölmemişti ki.

8 Mart 2013 Cuma

xxıı


'Güneşliği tülün arkasına çektim ve gürültülü bir şekilde aşağı-yukarı yatan elektrik düğmesine dokunarak suni olan tüm ışıkları kapı dışarı ettim. Yazmanın kişinin kendi kendisine ilan-ı aşk etmesinden farkı yok. Kafam karıstı. Seni tam da bu sıra düşündüm. Senınle konusuyordum daha doğrusu. Henüz bir sigara yakmamıştım ve evet yaksaydım günün ilk sigarası olacaktı. Sonrasında bronz madalyası tablanın içindeki diğer izmarit ve küllerin arasında yok olup gidecek olan şu sigara. Gerçi günün ilk sigarasının kaderi, kahvesi bitmemiş bir fincanın içinde şişip, tiksintiyle hatırlanmaktır.'
diye sürdürdüğü mesajını gönderemedi.Gönderici adresini boş bıraktınız,uyarısı alıyordu.
Yazmayı sürdürdü..'Yalnız ve sahipsiz bir mesaj, yo hayır bu çok acıklı..muhatabı olmayan mesaj, mesaj bile sayılmıyordu demek teknolojinin nazarında.İlk sigaramı yakma sebebim buydu.Kimseye yazılmamış mesajlar..Kendine yazılmış mesajlar..İlan-ı aşk etmek gibi.. Kafam karıştı. Seni artk düşünmemeye o an karar verdim.' Çok fazla sabahtı ve duman dağılmak için ihtiyacı olan ışığı köşe bucak arıyordu.